“Biraz geçmişte duyduklarımı,anladıklarımı paylaşmak istiyorum.Sanki öyle olursa,bugünün kabusu kan-ter içinde uyandırmaz geceleri diye, ya da hiç olmamış gibi olur diye.Belki.”

Bir güvercinin kanat çırpışından bahsetmeyeli asırlar oldu sanki.Bir erkekle bir kadını anlamanın uzağına düşeli de…”Bir Gün Tek Başına”lı gençlik uçuşlarından; Füruğ’un “Yeryüzü Ayetlerine”çakılalı!

Zamanda yolculuğa çıktım sanki, kendi zamanımda. Zamanın büyüsünden kaçmalı tüm ömrüm! Sanki soğukta bir nefeslik buharım, hani böyle alsam içime, üflesem boynunun sersemletici sıcağına, her şey infilak edecek gibi! Belki de ben bu yüzden nefesimi tutuyorum asırlardır.Gözlerim kararıyor. Nabzım böyle önce hızlanıyor, uğulduyor kalbim….Ben işte böyle ölüyorum asırlardır.

Sana ölümümü anlatalı biraz önce oldu, seni kendi ölümümün kıyısına sakin ve ikna edici ellerimle götüreli; dündü.Kıyıdan bana bakışın yarın .Dün değil evvelsi gün, zehirlendin o kıyıda. Asırlardır suyun öteki yanı ellerin! Soğuk ve beyaz bir çırpınışı vardı hep ellerinin.Yarınlardan hatırlıyorum! Kimseye hediye edemem, uzanamam o denli, ama tevekkülle kabullenirim dünlere gidişini.

Biliyor musun? Turgut Uyar’dan kalma, Cemal Süreya’dan olma bir dün benimki.Senin dününde, bugününde, yarınında bir görünüp bir kayboluyorum. İşte ben böyle kayboldum asırlardır! Böyle başladı kendimi unutmam.Büyükçe yutkunursun hani böyle hatırla,sonra sızılı,ağrılı bir an kalır boğazında.Öyle ölüyorum işte ben seni her sevişimde!Takılı kalıyor günahların bir bir boğazımda.Oruç Aruoba’dan dolma, Murathan’dan doğma bir ufuk çizgisi gözlerimdeki.Hiç ulaşılamaz gibi, bazen de uzun ince bir yalnızlık gibi…

Seni ellerinden tutup getirdiğim bu yer neresi ? Ben de bilmiyorum.Öylesine…Birdenbire tuttum adımladım işte.Geldin mi diye bakmadım, gelir misin diye sormadım, merak etmedim. Sadece elinden tuttum büyük unutuşumuzun! Ruhumun kara deliğine çektim seni usulca. Acemice.Tutkulu bir yorgunlukla çektim çıkardım seni saplandığın yerimden!Geldin mi? Bilmiyorum.Gelir misin diye sormadım. Kalk dedim, gün ağardı ,şafak söküyor. Sökülüyor ilmeklerim, sırrım yavaş yavaş dökülüyor. Şafak sökülürken, sırrım dökülürken ve ruhumun ilmekleri bir bir kaçıp giderken kırmızı oluyormuş her yer. Sanki evren kanıyor gibi.

İşte ben böyle öldüm asırlardır.Sana her baktığımda,dokunduğumda.Böyle. Yandım. O kıyıya çekilirken, zehirlerken ikimizi de, işte ben böyle. Öldüm.

Pınar Gün

Ocak/2019/Ankara

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s